Gammaz Yürek – Edgar Allan Poe
İhtiyar’ın bakışından.

Genç bir kadınla beraber yaşıyordum. Tanıdığım en gergin insanlardan birisiydi diyebilirim. Miskin kahvaltı sabahlarımızda bile korkunç derecede gergindi. Bir zeytine çatalını batırmaya çalışır, zeytin çatalın altından kaçtığı zaman avını kaçıran bir yırtıcı öfkesi ile zeytine bakardı. Gençlik ateşine verirdim bu sinirini. Doğrusu, hayatım boyunca hiç bu kadar gergin bir genç kadın görmemiştim. Fakat tabii bana dokunmayan yılan bin yaşasın! Bu gerginliğini hiçbir zaman bana yansıtmazdı; ben onu severdim, bu nedenle o da beni severdi. Evden çıkacağı her zaman cebinde parası olup olmadığını sorardım, bir defa olsun kabul etmedi. Ne kadar da dünyevi zevklerden feragat etmiş bir kadın! Son haftamda bana hiç olmadığı kadar iyi davranmıştı. Bahçemle uğraştığım yorgun bir öğleden sonra, elleri ile hazırladığı limonata ne de iyi gelmişti o pişirici sıcakta… Gece yatmadan önce bana mümkün olan en sevecen biçimde iyi geceler dileklerini iletir; sabah yumuşacık sesi ile adımı mırıldanarak beni uyandırıp, geceyi güzel geçirip geçirmediğimi en içten haliyle sorardı. Ne kadar da harika bir kadın! Kara kaşım mavi gözüm için bana bu kadar iyi davranmayacağını bildiğim halde, yıllardır aramız iyi olduğu için, bana fazlasıyla iyi davranmasını hiç sorgulamıyordum. Ama bu kadın gece beni tatlı uykuma yolladıktan sonra gözlerimi kapattığım vakit, her gece aynı kâbusu görüyordum: Şehir merkezindeki büyük meydanın ortasında çırılçıplak vaziyette duruyor, bana delici bakışlar atan yabancı insanlardan gözlerimi kaçırıp bir taraftan da ellerimle mahrem yerlerimi örtmeye çalışıyordum. Üst üste yedi gün boyunca aynı rüyayı görüp, kurmaca da olsa hissettiğim utanç nedeniyle sabahları ter içerisinde uyanıyordum. Sekizinci gece aynı şekilde uykuya uğurlandım. Aynı rüyayı görmeye başladım. Sekiz gün üst üste aynı rüyayı görmek bıkkınlık yaratmıştı. Fakat o gece rüya farklı bir yere yöneldi. Şehir merkezindeki büyük meydanın ortasında çırılçıplak vaziyette dururken, birden etrafımdaki tüm demirler birbirleri üzerinden sesler çıkararak kaymaya başladılar. Başta normal ve müdahale edilmeye gerek yok gibi görünse de demirler ses çıkararak bana doğru ilerlemeye başlamışlardı. O kadar yaklaşmışlardı ki artık bunun bir rüya olduğunu ve demirlerden ancak uyanırsam kaçabileceğimi fark ettim. Nefes nefese uyandım. Boğazımda inanılmaz bir zorlama hissi vardı. Sanırım uyku mahmurluğu ile bağırmış olmalıydım ama ne dediğime dair en ufak bir fikrim bile yoktu. Bir süre kendime gelmek için yatakta oturdum; kapkaranlık odada zaman kavramından soyutlanmış bir hâldeydim ama sanırım on beş dakika kadar yatakta oturup sakinleşmeyi beklemiş olmalıydım. Kafamı yastığıma geri koyup uyumaya çalıştım. Saçma sapan bir rüya yüzünden tüm uykumu çöpe atmış olmayı hiç istemiyordum. Bunun için artık yaşlıydım. Bir gece uykumu alamamak demek o hafta boyunca kendimde olmamam anlamına geliyordu. Gözümü kapatıp kendimi uyumaya zorladım. Bir süre gözlerim kapalı ama uyanık durumda kaldıktan sonra uykuya daldığımı yine meydanda çırılçıplak kaldığım rüyadan anladım. Artık rüyayı gördüğüm anda uyku durumunda olduğumu fark eder olmuştum. Lanet kâbusu gördüğüm esnada birden odamın kapısının açılışına fırlayarak uyandım ve karşımda tüm şeytanlığı ile genç kadın duruyordu. Tanıştığımızdan beri gergin ama iyi olan bu kadın, karşımda bambaşka birisi gibi duruyordu. Saçları dağılmış, vücudu bana saldırmaya hazır bir zıpkın gibi gerilmiş, üzerindeki pijaması ise dağılmış durumda idi. Gördüğüm sahne karşısında gözlerime inanamadım. Az önce gördüğüm rüyanın rüya olduğunu anladığım rahatlık, genç kadını bu halde gördüğüme inanmamam ile eşdeğer durumdaydı. Kadın birden üzerime atlayıp boğazıma sarıldı. Rüyada olduğum için ölmeyeceğimi bildiğimden dolayı karşı koymadım. Rüya içinde rüya gördüğümü düşünüyordum çünkü bu gerçek olamazdı. Fakat kanımda dolaşan karbondioksit, oksijenden fazla olmaya başlayınca vücudum biyolojik olarak irkildi ve o an bir can havli yaşadığımı ve başıma gelenlerin rüya olmadığını fark ettim. Gerçekten de genç kadın benim boğazıma sarılmıştı ve sıktıkça sıkmaya devam ediyordu. Anlamak için geç kaldığımdan dolayı ne bağıracak, ne karşı koyacak gücüm kalmamıştı. Kadın boğazımı sıktıkça sıkmaya devam etti ve pes ettim. Bıraktım. Bir taraftan gözlerim karıncalanırken, diğer taraftan başıma çok ciddi bir ağrı girmişti. Vücudumda en ufak bir hareketlilik potansiyeli dahi hissetmiyordum. Mutlak bir felç idi bu. Sanırım ölüm böyle bir şey idi. Mutlak bir karanlık, sessizlik, hareketsizlik. Genç kadının beni neden boğazlayarak öldürdüğünü anlamamıştım. Bana bu kadar iyi davranan bir insan beni neden öldürsün ki?

Atacan Okumuş

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s